Kahkahanın Ardındaki Erozyon: Mizah, Medya ve Ahlaki Çözülme
Bir Çizgi Çekmek Zorundayız
Bu yazı dizisi boyunca mizahın kendisine değil, mizah adı altında insanın, ailenin, inancın, mahremiyetin ve ahlaki ölçülerin örselenmesine itiraz ettik. Çünkü gülmek insanın fıtratındandır; neşe hayatın nimetidir. Fakat hiçbir nimet, başkasının haysiyetini çiğneme hakkı vermez. Kahkaha masum olabilir; onu üretmek için kullanılan yol her zaman masum değildir.
Bugün asıl ihtiyacımız, mizahı susturmak değil; ona yeniden seviye kazandırmaktır. Sanat özgür olmalıdır, fakat özgürlük sorumsuzluk değildir. Söz cesur olmalıdır, fakat cesaret kabalık değildir. Eleştiri keskin olabilir, fakat keskinlik hakaret anlamına gelmez. Bir toplum bu ayrımları kaybettiğinde, önce dili kabalaşır; ardından kabalık davranışa, davranış da zamanla karaktere dönüşür.
Burada sorumluluğu yalnızca komedyene, yapımcıya veya televizyona yüklemek kolaycılık olur. Herkes kendi bulunduğu yerde bir tercih yapıyor. Sanatçı ne söylediğinden, yapımcı neyi çoğalttığından, yayıncı neyi ekrana taşıdığından, reklam veren neyi finanse ettiğinden, seyirci ise neye değer verdiğinden sorumludur. Kültür dediğimiz şey, bütün bu küçük tercihlerin yıllar içinde oluşturduğu büyük bir iklimdir.
Öyleyse önce ölçümüzü yeniden hatırlamalıyız. Bir söz bizi güldürürken bir başkasını insanlığından utanır hâle getiriyorsa orada durmalıyız. Bir program izlenmek uğruna sürekli daha aşağıya iniyorsa onu başarı diye alkışlamamalıyız. Bir sanatçı yeteneğini yalnızca sınırları yıkmakta gösteriyorsa, ona “cesur” demeden önce neyi inşa ettiğini sormalıyız.
Çünkü toplumlar yalnızca kanunlarla korunmaz; ortak utanma duygusuyla da korunur. Her şeyin söylenebildiği, her şeyin gösterilebildiği ve her şeyin şakaya dönüştürülebildiği bir yerde özgürlük büyümüş olmaz; bazen yalnızca ölçü ortadan kalkmış olur. Ölçünün kaybolduğu yerde ise insan, kendi yaptığının sınırını artık dışarıdan gelecek müdahalelerle öğrenmeye başlar.
Çözüm yasakların çoğalması değil, vicdanın güçlenmesidir. Sanatçı kendi sınırını bilirse sansürcüye ihtiyaç azalır. Yapımcı yalnızca reytingi değil toplumsal tesiri de hesaba katarsa kalite yükselir. Seyirci neyi tükettiğinin farkına varırsa piyasanın yönü değişir. Aile konuşursa, eğitimci anlatırsa ve toplum iyiyi desteklerse seviyesizlik kader olmaktan çıkar.
Biz gülmeye karşı değiliz. İnsan gülsün, neşelensin, hayatın yükünü hafifletsin. Fakat gülerken insanlığını geride bırakmasın. Mizah yanlışları göstersin, ikiyüzlülüğü teşhir etsin, hayatın çelişkilerini ortaya koysun; ama bunu yaparken insanın onurunu ayaklar altına almasın. Çünkü sanatın büyüklüğü, ne kadar çok sınır yıktığıyla değil, sınırların içinde ne kadar büyük bir söz söyleyebildiğiyle anlaşılır.
Artık bir çizgi çekmek zorundayız. Bu çizgi korkunun değil, edebin çizgisidir; susturmanın değil, seviyenin çizgisidir. Çocuklarımızın, ailelerimizin ve yarının toplumunun hangi dile miras kalacağını bugün verdiğimiz kararlar belirleyecektir.
Son sözümüz şudur:
Gülmek masumdur; fakat bir insanın onurunu, bir toplumun değerlerini ve bir milletin vicdanını çiğneyerek elde edilen kahkaha masum değildir. Kahkaha bittiğinde geriye insanlık kalmıyorsa, orada mizah değil, ahlaki bir enkaz vardır.
İbrahim ŞAHİN
İbrahimsahin.Blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır. Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir. Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Bir Cevap Yazın