Gençliği Güldürerek Çürütmek
Bir milletin geleceğini yok etmek için her zaman silaha ihtiyaç yoktur. Bazen gençliğin elinden kitabı alıp yerine ekranı, düşüncenin yerine eğlenceyi, ideallerin yerine gösterişi, hayânın yerine teşhiri koymanız yeterlidir. Sonra ona bütün bunların “özgürlük” olduğunu söylersiniz.
Gençlik güler, eğlenir, oyalanır; fakat farkına varmadan kendisini ayakta tutan değerlerden uzaklaşabilir.
İşte asıl tehlike budur: Bir neslin neyi kaybettiğini fark etmeden kaybetmesi.
Bugün bazı ekran karakterleri gençlere nasıl bir insan modeli sunuyor? Büyüğüne karşı saygısız olan “özgüvenli”, ailesini küçümseyen “bağımsız”, sadakati önemsemeyen “özgür”, mahremiyet tanımayan “cesur”, ağzından küfrü eksik etmeyen “samimi” diye sunulabiliyor. Buna karşılık edepli insan sıkıcı, ölçülü genç ezik, ailesine bağlı olan geri kalmış, dinî hassasiyet taşıyan ise alaya alınacak biri gibi gösterilebiliyor.
Bu yalnızca eğlence değildir. Bu, değerlerin isimlerini değiştirerek yapılan sessiz bir aşındırmadır.
Genç bir zihin yalnızca nasihatle şekillenmez. Gördüğünden, duyduğundan, takip ettiğinden, hayran olduğu kişilerden ve arkadaş çevresinden de etkilenir. Ekranda hangi davranışın alkışlandığına, sosyal medyada kimin milyonlarca takipçiye ulaştığına, hangi sözün “havalı” kabul edildiğine bakar.
Sonra farkında olmadan dili değişir. Ardından davranışı değişir. Sonra utanacağı şeyler değişir. En sonunda değer ölçüsü değişebilir. İşte toplumların dikkat etmesi gereken kırılma noktası burasıdır.
Bugün bir gence “özgür ol” deniliyor. Elbette özgür olsun. Fakat özgürlük nedir? Her istediğini yapmak mı? Hiçbir sınır tanımamak mı? Ailesine, toplumuna, inancına ve kendisine karşı hiçbir sorumluluk hissetmemek mi?
Hayır. İnsanın kendi iradesini başkalarının alkışına, modaya, ekrana ve geçici hazlara teslim etmesi özgürlük değildir. Telefonunu elinden bırakamayan, beğenilmeden mutlu olamayan, başkalarının hayatına bakarak kendi hayatından nefret eden bir gence “özgürsün” demek büyük bir çelişkidir.
Bazen modern çağın zincirleri demirden değil, ekrandan yapılmıştır.
Burada gençleri suçlamak kolaycılıktır. Asıl sorumluluk yetişkinlerdedir. Çocuğuna saatlerce telefon verip sonra “Bu gençlik nereye gidiyor?” diye yakınan aile kendisini de sorgulamalıdır. Reyting uğruna her değeri harcayan yapımcı, izlenme uğruna her mahremiyeti açan içerik üreticisi, gençlerin önüne yalnızca tüketmeyi ve gösterişi başarı diye koyan kültür de sorumludur.
Bir millet gençliğini yalnızca sınavlarla, diplomalarla ve mesleklerle kurtaramaz. Doktor yetiştirirsiniz ama merhameti yoksa ne olacak? Mühendis yetiştirirsiniz ama ahlakı yoksa? Avukat yetiştirirsiniz ama adalet duygusu yoksa? Diplomalı insanlar yetiştirip karakterli insanlar yetiştiremiyorsak eğitimimizin ne kadar başarılı olduğunu yeniden düşünmek zorundayız.
Gençler elbette gülsün. Eğlensin. Hayatı sevsin. Mizah yapsın. Fakat kendi annesine, babasına, inancına, ailesine, mahremiyetine ve değerlerine gülen bir nesil yetiştiriyorsak, buna ilerleme diyemeyiz.
Çünkü bir milletin gençlerini kendi köklerinden utandırmayı başarırsanız, o milleti geleceğinden koparmaya başlamışsınız demektir.
Gençliğini kaybeden bir millet yalnızca bugünün çocuklarını kaybetmez; henüz doğmamış yarınlarını da kaybeder.
İbrahim ŞAHİN
İbrahimsahin.Blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır.
Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir.
Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz.
İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Yorum bırakın