Bu şiir, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin dünyaya teşrif ettiği geceye dair siyer ve mevlid geleneğinde aktarılan rivayetlerden ilhamla kaleme alınmıştır. Rivayetlerin sıhhat dereceleri farklı olmakla birlikte, şiirde bu anlatılar “rivayet olunur ki” ifadesiyle aktarılmış; o mübarek doğumun gönüllerde bıraktığı mana dile getirilmeye çalışılmıştır.
Rivayet olunur ki o gece, Mekke başka türlü sustu. Çölün üstüne çöken karanlık Her zamanki karanlık değildi; Sanki zaman, Bir büyük doğuşu bekliyordu. Kâbe yerindeydi, Dağlar yerindeydi, Gökyüzü yine yıldızlarla doluydu. Fakat görünmeyen bir haber Ufuktan ufka dolaşıyor gibiydi: Beklenen geliyor… Âmine’nin evinde Bir annenin kalbi çarpıyordu. Abdullah yoktu yanında; Daha doğmadan yetim kalmış Bir çocuk gelecekti dünyaya. Fakat o çocuk Yalnız bir annenin evladı olmayacaktı. Bir gün mazlumun duasında, Yetimin gözyaşında, Müminin salât ve selâmında Adı yaşayacaktı. Ve o gece Muhammed Mustafa doğdu; Sallallahu aleyhi ve sellem. Rivayet olunur ki O doğunca Kâbe’nin çevresindeki putlar Yüzüstü yere kapandı. Taştan yapılmış sahte ilâhlar Kendi acizlikleriyle sustu. Henüz bir kelime söylememişti o çocuk, Henüz vahiy gelmemişti; Fakat şirk düzeninin üzerine İlk sessizlik çökmüştü. Rivayet olunur ki İblîs telaşa düştü o gece. Bir feryat yükseldi karanlığından; Çünkü yıllardır insanın gönlüne Kibir, kin ve sapkınlık fısıldayan O eski düşman sezmişti: Bir gün bu çocuk “Allah birdir!” diyecek, Putların saltanatını sarsacak, Kulu kula kulluktan kurtaracaktı. Şeytan biliyordu; Bu doğuş sıradan değildi. Rivayet olunur ki Göğün kapılarında da Başka bir hareket vardı. Gizlice haber dinlemeye çalışanlar Şihablarla kovalandı. Kâhinlerin dilleri şaştı, Gaybdan haber taşıdığını söyleyenlerin Yolları karıştı. Çünkü artık Yalanın karanlığına karşı Hakikatin sabahı yaklaşıyordu. Rivayet olunur ki Uzak İran diyarında Kisrâ’nın sarayı sarsıldı. Nice hükümdarın Sarsılmaz sandığı duvarlardan On dört burç yere düştü. Saray ayaktaydı belki, Fakat ihtişamına Bir fanilik işareti düşmüştü. Sanki taşlar bile diyordu: Hiçbir saltanat ebedî değildir. Rivayet olunur ki Mecûsîlerin asırlardır Sönmeden yanan ateşi O gece söndü. Yıllardır önünde duranlar Sabaha başka bir sessizlikle uyandı. Ateş susmuştu. Çünkü bir gün O yetim çocuk büyüyecek Ve insanlığa diyecekti ki: Ne ateşe, Ne taşa, Ne güneşe, Ne hükümdara kulluk edin. Yalnız Allah’a kulluk edin. Rivayet olunur ki Sâve’nin suları çekildi, Semâve taraflarında Sular yeniden coştu. Bir yerde su çekiliyor, Bir yerde toprak suya kavuşuyordu. Sanki dünya Eski bir devrin kapısını kapatıp Yeni bir çağın eşiğine geliyordu. Rivayet olunur ki Âmine’nin gördüğü bir nur Şam taraflarına kadar uzandı. Uzak saraylar O nurla görünür oldu. Fakat asıl nur Duvarlara değil, Bir gün gönüllere ulaşacaktı. Henüz Kur’an inmemişti. Henüz Hira sessizdi. Henüz “Oku!” emri duyulmamıştı. Ama vahyi taşıyacak kalp Artık dünyadaydı. Rivayet olunur ki Yıldızlar o gece Daha yakın görünüyordu. Gökyüzüne bakanlar Bir olağanüstülük sezmişti. Yesrib taraflarında “Ahmed’in yıldızı doğdu” Diyenlerin bulunduğu anlatıldı. Kimileri gördü, Kimileri anlamadı. Fakat Mekke’de Küçük bir evin içinde İnsanlığın beklediği Nebî Annesinin kucağındaydı. Ne taht vardı altında, Ne taç vardı başında, Ne ordular bekliyordu kapısında. Bir yetim doğmuştu. Ama o yetim Bir gün yetimlerin ümidi olacaktı. Bir çocuk doğmuştu. Ama o çocuk Bir gün hükümdarlara mektuplar gönderecek, Köleyle efendiyi aynı safta buluşturacak, Siyaha beyazdan, Arab’a Acemden üstünlük vermeyecekti. O gece bunların hiçbiri Henüz yaşanmamıştı. Henüz Bedir yoktu, Uhud yoktu, Hicret yoktu, Medine yoktu. Henüz Bilâl’in ezanı Göklere yükselmemişti. Henüz Ömer’in yüreği Kur’an’la titrememişti. Henüz Ebû Bekir Mağarada dostuna sarılmamıştı. Henüz Fatıma Babasının göz nuru olmamıştı. Henüz Hasan ile Hüseyin Onun omuzlarında gülmemişti. Fakat bütün bunların Müjdesini taşıyan insan O gece dünyaya gelmişti. Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem. O doğduğunda Dünya bir anda cennete dönmedi. Zalim yine zalimdi, Putlar yine Kâbe’nin çevresindeydi, Mazlum yine mazlumdu. Fakat artık Zulmün karşısına çıkacak Peygamber Dünyadaydı. Karanlık bitmemişti; Ama sabahın haberi gelmişti. Putperestlik sona ermemişti; Ama tevhidin sesi Bir beşiğin içinde nefes alıyordu. İnsanlık henüz onu tanımıyordu. Fakat Allah’ın izniyle Bir gün onun adı Mekke’den Medine’ye, Medine’den kıtalara, Kıtalardan çağlara ulaşacaktı. Asırlar geçecek, Diller değişecek, Devletler yıkılacak, Saraylar toprağa karışacaktı. Ama onun adı anıldığında Milyonlarca gönül aynı sözle karşılık verecekti: Sallallahu aleyhi ve sellem. Ey o gecenin mübarek misafiri! Sen bir yetim olarak geldin, Yetimin ne olduğunu insanlığa öğrettin. Sen saraysız geldin, Gönüllere sultan oldun. Sen hazinesiz geldin, İnsanlığa tükenmeyen bir hazine bıraktın. Sen henüz konuşmadan Adın Muhammed oldu; Yıllar sonra bütün insanlık Seni güzel ahlâkınla tanıdı. Salât ve selâm sana olsun Ey Mekke’nin yetimi! Salât ve selâm sana olsun Ey Âmine’nin emaneti! Salât ve selâm sana olsun Ey Abdullah’ın dünyaya bırakıp göremediği evlat! Salât ve selâm sana olsun Ey âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem! O gece bir çocuk doğmadı yalnız; Rahmetin dünyadaki yürüyüşü başladı.
İbrahim Şahin
ibrahimsahin.blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır.
Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir.
Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz.
İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Yorum bırakın