İbrahim Şahin

Düşünceler, şiirler ve makaleler

O Gece Dünya Uyuyamadı

Bu şiir, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin dünyaya teşrif ettiği geceye dair siyer ve mevlid geleneğinde aktarılan rivayetlerden ilhamla kaleme alınmıştır. Rivayetlerin sıhhat dereceleri farklı olmakla birlikte, şiirde bu anlatılar “rivayet olunur ki” ifadesiyle aktarılmış; o mübarek doğumun gönüllerde bıraktığı mana dile getirilmeye çalışılmıştır.

Rivayet olunur ki o gece,
Mekke başka türlü sustu.
Çölün üstüne çöken karanlık
Her zamanki karanlık değildi;
Sanki zaman,
Bir büyük doğuşu bekliyordu.

Kâbe yerindeydi,
Dağlar yerindeydi,
Gökyüzü yine yıldızlarla doluydu.
Fakat görünmeyen bir haber
Ufuktan ufka dolaşıyor gibiydi:

Beklenen geliyor…

Âmine’nin evinde
Bir annenin kalbi çarpıyordu.
Abdullah yoktu yanında;
Daha doğmadan yetim kalmış
Bir çocuk gelecekti dünyaya.

Fakat o çocuk
Yalnız bir annenin evladı olmayacaktı.
Bir gün mazlumun duasında,
Yetimin gözyaşında,
Müminin salât ve selâmında
Adı yaşayacaktı.

Ve o gece
Muhammed Mustafa doğdu;
Sallallahu aleyhi ve sellem.

Rivayet olunur ki
O doğunca
Kâbe’nin çevresindeki putlar
Yüzüstü yere kapandı.

Taştan yapılmış sahte ilâhlar
Kendi acizlikleriyle sustu.
Henüz bir kelime söylememişti o çocuk,
Henüz vahiy gelmemişti;
Fakat şirk düzeninin üzerine
İlk sessizlik çökmüştü.

Rivayet olunur ki
İblîs telaşa düştü o gece.

Bir feryat yükseldi karanlığından;
Çünkü yıllardır insanın gönlüne
Kibir, kin ve sapkınlık fısıldayan
O eski düşman sezmişti:

Bir gün bu çocuk
“Allah birdir!” diyecek,
Putların saltanatını sarsacak,
Kulu kula kulluktan kurtaracaktı.

Şeytan biliyordu;
Bu doğuş sıradan değildi.

Rivayet olunur ki
Göğün kapılarında da
Başka bir hareket vardı.

Gizlice haber dinlemeye çalışanlar
Şihablarla kovalandı.
Kâhinlerin dilleri şaştı,
Gaybdan haber taşıdığını söyleyenlerin
Yolları karıştı.

Çünkü artık
Yalanın karanlığına karşı
Hakikatin sabahı yaklaşıyordu.

Rivayet olunur ki
Uzak İran diyarında
Kisrâ’nın sarayı sarsıldı.

Nice hükümdarın
Sarsılmaz sandığı duvarlardan
On dört burç yere düştü.

Saray ayaktaydı belki,
Fakat ihtişamına
Bir fanilik işareti düşmüştü.

Sanki taşlar bile diyordu:

Hiçbir saltanat ebedî değildir.

Rivayet olunur ki
Mecûsîlerin asırlardır
Sönmeden yanan ateşi
O gece söndü.

Yıllardır önünde duranlar
Sabaha başka bir sessizlikle uyandı.

Ateş susmuştu.

Çünkü bir gün
O yetim çocuk büyüyecek
Ve insanlığa diyecekti ki:

Ne ateşe,
Ne taşa,
Ne güneşe,
Ne hükümdara kulluk edin.

Yalnız Allah’a kulluk edin.

Rivayet olunur ki
Sâve’nin suları çekildi,
Semâve taraflarında
Sular yeniden coştu.

Bir yerde su çekiliyor,
Bir yerde toprak suya kavuşuyordu.

Sanki dünya
Eski bir devrin kapısını kapatıp
Yeni bir çağın eşiğine geliyordu.

Rivayet olunur ki
Âmine’nin gördüğü bir nur
Şam taraflarına kadar uzandı.

Uzak saraylar
O nurla görünür oldu.

Fakat asıl nur
Duvarlara değil,
Bir gün gönüllere ulaşacaktı.

Henüz Kur’an inmemişti.
Henüz Hira sessizdi.
Henüz “Oku!” emri duyulmamıştı.

Ama vahyi taşıyacak kalp
Artık dünyadaydı.

Rivayet olunur ki
Yıldızlar o gece
Daha yakın görünüyordu.

Gökyüzüne bakanlar
Bir olağanüstülük sezmişti.
Yesrib taraflarında
“Ahmed’in yıldızı doğdu”
Diyenlerin bulunduğu anlatıldı.

Kimileri gördü,
Kimileri anlamadı.

Fakat Mekke’de
Küçük bir evin içinde
İnsanlığın beklediği Nebî
Annesinin kucağındaydı.

Ne taht vardı altında,
Ne taç vardı başında,
Ne ordular bekliyordu kapısında.

Bir yetim doğmuştu.

Ama o yetim
Bir gün yetimlerin ümidi olacaktı.

Bir çocuk doğmuştu.

Ama o çocuk
Bir gün hükümdarlara mektuplar gönderecek,
Köleyle efendiyi aynı safta buluşturacak,
Siyaha beyazdan,
Arab’a Acemden üstünlük vermeyecekti.

O gece bunların hiçbiri
Henüz yaşanmamıştı.

Henüz Bedir yoktu,
Uhud yoktu,
Hicret yoktu,
Medine yoktu.

Henüz Bilâl’in ezanı
Göklere yükselmemişti.

Henüz Ömer’in yüreği
Kur’an’la titrememişti.

Henüz Ebû Bekir
Mağarada dostuna sarılmamıştı.

Henüz Fatıma
Babasının göz nuru olmamıştı.

Henüz Hasan ile Hüseyin
Onun omuzlarında gülmemişti.

Fakat bütün bunların
Müjdesini taşıyan insan
O gece dünyaya gelmişti.

Muhammed Mustafa
Sallallahu aleyhi ve sellem.

O doğduğunda
Dünya bir anda cennete dönmedi.

Zalim yine zalimdi,
Putlar yine Kâbe’nin çevresindeydi,
Mazlum yine mazlumdu.

Fakat artık
Zulmün karşısına çıkacak Peygamber
Dünyadaydı.

Karanlık bitmemişti;
Ama sabahın haberi gelmişti.

Putperestlik sona ermemişti;
Ama tevhidin sesi
Bir beşiğin içinde nefes alıyordu.

İnsanlık henüz onu tanımıyordu.

Fakat Allah’ın izniyle
Bir gün onun adı
Mekke’den Medine’ye,
Medine’den kıtalara,
Kıtalardan çağlara ulaşacaktı.

Asırlar geçecek,
Diller değişecek,
Devletler yıkılacak,
Saraylar toprağa karışacaktı.

Ama onun adı anıldığında
Milyonlarca gönül aynı sözle karşılık verecekti:

Sallallahu aleyhi ve sellem.

Ey o gecenin mübarek misafiri!

Sen bir yetim olarak geldin,
Yetimin ne olduğunu insanlığa öğrettin.

Sen saraysız geldin,
Gönüllere sultan oldun.

Sen hazinesiz geldin,
İnsanlığa tükenmeyen bir hazine bıraktın.

Sen henüz konuşmadan
Adın Muhammed oldu;
Yıllar sonra bütün insanlık
Seni güzel ahlâkınla tanıdı.

Salât ve selâm sana olsun
Ey Mekke’nin yetimi!

Salât ve selâm sana olsun
Ey Âmine’nin emaneti!

Salât ve selâm sana olsun
Ey Abdullah’ın dünyaya bırakıp göremediği evlat!

Salât ve selâm sana olsun
Ey âlemlere rahmet olarak gönderilen
Muhammed Mustafa
Sallallahu aleyhi ve sellem!

O gece bir çocuk doğmadı yalnız;
Rahmetin dünyadaki yürüyüşü başladı.

İbrahim Şahin
ibrahimsahin.blog

© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır.
Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir.
Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz.
İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.

Yorum bırakın


© İbrahim Şahin — Kaynak göstermeden kopyalanamaz.