İbrahim Şahin

Düşünceler, şiirler ve makaleler

Adalet sandıkta mı liyakatta mı – 1. Bölüm

Çoğunluk her zaman doğruyu mu seçer, yoksa sadece kendine en yakın olanı mı?

İlk bakışta seçim, adaletin en saf hali gibi görünür. Herkesin söz hakkı vardır, herkes oy verir ve çoğunluk kimi isterse o yönetime gelir. Bu tablo kulağa adil gelir.

Ama gerçek hayat, bu kadar yüzeysel değildir.

Sandık her zaman adalet üretmez. Çoğu zaman sadece güç üretir.

Ve güç, her zaman ehil olana gitmez.

Seçim, bir insanın ne kadar doğru, ne kadar bilgili, ne kadar yetkin olduğunu ölçmez. Seçim, yalnızca o kişinin ne kadar destek bulduğunu gösterir. Destek ise çoğu zaman liyakatten değil, yakınlıktan doğar.

Aynı düşünce… Aynı çevre… Aynı taraf… Bunlar, çoğu zaman ehliyetten daha belirleyici hale gelir.

İşte tehlike tam da burada başlar.

Çünkü bir toplum, doğruyu seçmek yerine kendine en yakın olanı seçmeye başladığında, artık adalet değil aidiyet konuşur. Ehliyet değil yakınlık belirleyici olur. Ve sistem, yavaş yavaş liyakatten kopar.

Bir hastaneyi düşünün. Hastane personeli toplansın ve kendi aralarında oylama yaparak bir başhekim seçsin. En çok oyu alan kişi başhekim olsun.

Peki bu kişi gerçekten en iyi doktor mu? En tecrübeli mi? En doğru kararları verebilecek kişi mi?

Yoksa sadece en çok sevilen, en çok tanınan kişi mi?

Bir uçağa binmeden önce yolcular toplansın ve “kim pilot olsun” diye oylama yapsın. En çok oyu alan kişi kokpite geçsin.

Ama o kişinin pilotluk eğitimi yok… Tecrübesi yok… Uçuş bilgisi yok… Sadece seçildiği için o koltuğa oturtulmuş.

Kim böyle bir uçağa gönül rahatlığıyla biner? Hiç kimse.

Çünkü insanlar söz konusu kendi canları olduğunda, tercihlerini sandığa değil, liyakate bırakır. Canını kalabalığa değil, ehline teslim eder.

Ama iş yönetim, makam ve yetki dağılımına geldiğinde aynı hassasiyet bir anda kaybolur.

Oysa çoğunluk her zaman doğruyu seçmez. Çoğu zaman sadece kendine en yakın olanı seçer.

İşte bu yüzden ortaya çıkan tablo çoğu zaman liyakat değil, tarafgirliktir.

Liyakat sessizdir. Reklam yapmaz. Gösteriş peşinde koşmaz.

Ama tarafgirlik gürültülüdür. Kalabalık toplar. Slogan üretir. Duyguları harekete geçirir.

Ve çoğu zaman kazanan, en doğru olan değil; en çok ses çıkaran olur.

Çünkü seçim, liyakati garanti etmez. Hatta çoğu zaman liyakati gölgede bırakır.

Sandık yerinde durur… Seçimler yapılmaya devam eder… Ama liyakat sistemin dışına itilir.

İsimler değişir… Ama sorun değişmez.

Gerçek adalet, sadece herkesin oy kullanabilmesi değildir. Gerçek adalet, işi bilenin iş başında olmasıdır.

Asıl mesele, bu ehliyetin nasıl belirleneceğidir. İşte bu sorunun cevabı, ikinci bölümde ortaya konulacak: Standartlar, denetim ve gerçek liyakat meselesi…

Yorum bırakın


© İbrahim Şahin — Kaynak göstermeden kopyalanamaz.