Bir hafta içerisinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan ve öğrencileri hedef alan saldırılar, artık sadece bir güvenlik meselesi değil; bir toplumun içten içe çözülmesinin açık bir göstergesidir. Bu olayları münferit olarak görmek, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü ortada tek bir fail yoktur. Bu tablo, uzun yıllardır biriken ihmallerin, yanlışların ve sessizliklerin sonucudur.
Hiçbir çocuk bir sabah kalkıp şiddet uygulayan birine dönüşmez. Bu bir süreçtir. Görülmeyen, duyulmayan, önemsenmeyen kırılmaların yavaş yavaş biriktiği ve sonunda kontrol edilemez hâle geldiği bir süreç. O çocuk önce yalnızlaşır, sonra içine kapanır, sonra da içindeki fırtınayı taşıyamaz hâle gelir. Ve o an geldiğinde, toplum sadece sonucu görür; ama sebebi yıllardır görmezden gelmiştir.
Aile yapısındaki çözülme bu meselenin merkezindedir. Aynı evin içinde birbirine yabancılaşmış bireyler, konuşmayan anne-babalar, dinlenmeyen çocuklar… Sevginin yerini ilgisizlik, rehberliğin yerini boşluk aldığında, çocuk kendi yolunu kendi belirlemeye başlar. Ancak bu yol çoğu zaman doğruyu değil, öfkeyi büyütür.
Eğitim sistemi ise bu boşluğu kapatmak yerine çoğu zaman daha da derinleştirmektedir. Okullar bilgi verirken insanı ihmal etmiş, başarıyı notla ölçerken karakteri geri plana itmiştir. Öğretmenin otoritesi tartışılır hâle gelmiş, disiplin zayıflamış, rehberlik hizmetleri ise çoğu yerde sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Oysa otoritenin olmadığı yerde boşluk doğar ve o boşluğu çoğu zaman şiddet doldurur.
Dijital dünya ise bu süreci hızlandıran en tehlikeli alanlardan biri hâline gelmiştir. Şiddet artık sadece yaşanan bir olay değil, izlenen, paylaşılan ve hatta bazı durumlarda özendirilen bir içeriktir. Gençler, gerçek ile kurgu arasındaki sınırı kaybetmekte, şiddeti bir ifade biçimi ya da bir güç gösterisi olarak algılayabilmektedir.
Ancak bütün bunların ötesinde daha büyük bir gerçek vardır: toplumsal çözülme. Okul, toplumdan bağımsız değildir. Sokakta ne varsa okulda da o vardır. Eğer toplumda saygı azalmışsa, okulda da azalır. Eğer toplumda öfke büyümüşse, okulda da büyür. Bugün okullarda gördüğümüz şiddet, aslında toplumun aynadaki yansımasıdır.
En tehlikeli nokta ise şudur: Bu sorunlar uzun süredir biliniyor olmasına rağmen yeterli adımlar atılmamaktadır. Her olaydan sonra kısa süreli tepkiler verilmekte, ancak köklü çözümler üretilmemektedir. Bu da her yeni olayın, bir öncekinden daha ağır olmasına zemin hazırlamaktadır.
Artık açık bir gerçekle yüzleşmek gerekir. Sorun sadece saldırıyı gerçekleştiren kişiler değildir. Sorun, o kişileri o noktaya getiren ihmaller zinciridir. Görülmeyen her sorun, ertelenen her müdahale, gelecekte daha büyük bir felaket olarak geri dönecektir.
Çözüm, sadece güvenlik önlemlerini artırmak değildir. Aile yeniden güçlendirilmeden, eğitim sistemi insan odaklı hâle getirilmeden, öğretmenin itibarı korunmadan ve gençlerin psikolojik dünyası ciddiye alınmadan bu sorun çözülemez.
Ve unutulmaması gereken en kritik gerçek şudur:
Bir çocuk sessizleştiğinde bu bir huzur değildir. Bu, yaklaşan bir kırılmanın habercisidir.
O sesi duymayan toplum, bir gün o sessizliğin yıkıcı sonucuyla yüzleşmek zorunda kalır.
Yorum bırakın