Merhameti Öldüren Alay Kültürü
• • •
Alay, yalnızca bir söz biçimi değildir; çoğu zaman gücün zayıfa karşı kullandığı en sinsi silahtır. Yumruk bedende iz bırakır, hakaret kulakta çınlar; fakat küçümseyen kahkaha insanın iç dünyasına yerleşir. Kişiyi kendi sesinden, görünüşünden, hatasından, yoksulluğundan, hastalığından, hatta varlığından utanır hâle getirebilir. Üstelik bunu yapan çoğu zaman kendisini suçlu da saymaz. Çünkü zulmünü, “Şaka yaptım.” cümlesinin arkasına saklar.
Oysa her şaka masum değildir. Mizah, insanı güldürürken ona nefes aldırır; alay ise birini aşağıya iterek başkalarına üstünlük hissi verir. Mizah ortak bir tebessüm meydana getirir; alay, kahkaha atanlarla hedef seçilen kişi arasına görünmez bir duvar örer. Birinde insanlık çoğalır, diğerinde haysiyet eksilir. Bu farkı kaybeden toplum, kabalığı neşe, acımasızlığı zekâ, küçümsemeyi de cesaret zannetmeye başlar.
Alaya uğrayan insan her zaman cevap veremez. Bazen bulunduğu ortamı bozmamak için susar, bazen daha fazla küçük düşürülmekten korkar, bazen de içine kapanır. Fakat onun susması, incinmediği anlamına gelmez. Nice insan, başkalarının birkaç dakikada unuttuğu bir cümleyi yıllarca içinde taşır. Bir sofrada, iş yerinde, mahallede veya dost meclisinde söylenen hoyrat bir söz; insanın kendine güvenini, insanlara karşı emniyet duygusunu ve yaşama sevincini sessizce kemirebilir.
Daha vahimi, bu hoyratlığa çevrede bulunanların da katılmasıdır. Alay eden kadar, sırf ortamdan dışlanmamak için gülen de yaranın büyümesine yardım eder. Kalabalığın kahkahası haksızlığı haklı göstermez; yalnızca vicdansızlığı çoğaltır. Bir insanın onurunun çiğnendiği yerde susmak tarafsızlık değildir. Mazlumun yüzüne bakıp gülmek ne kadar ağırsa, onu inciten söze sessizce ortak olmak da o kadar ağırdır.
Merhamet, yalnızca acıyana üzülmek değildir. Merhamet; karşımızdakinin onurunu kendi onurumuz gibi korumak, kusurunu teşhir etmemek, zaafını silah hâline getirmemek ve düşmüşse elinden tutmaktır. İnsan olmanın asaleti, güçlü olduğu anda ne yaptığıyla anlaşılır. Karşısındakini ezebileceği hâlde ezmeyen, cevap veremeyeni hedef almayan, kalabalığın alkışına rağmen haksız söze katılmayan kişi gerçek karakter sahibidir.
Bugün insanların boyu, kilosu, konuşması, memleketi, mesleği, maddi durumu, hastalığı veya yaptığı bir hata kolayca alay konusu yapılabiliyor. Böylece kişi, insan olarak değil; kusur diye işaretlenen tek bir özelliği üzerinden tanımlanıyor. Bu dil yaygınlaştıkça herkes kendisini saklamaya başlar. Kimse yarasını göstermez, kimse derdini anlatmaz, kimse zayıf görünmek istemez. Dışarıdan neşeli görünen kalabalıkların içinde, birbirinden korkan ve birbirine güvenmeyen insanlar çoğalır.
Alayın hâkim olduğu yerde düşünce de fakirleşir. İnsanlar yanlış anlaşılmaktan çok, küçük düşürülmekten korktukları için konuşmamayı seçer. Hatasını itiraf eden, düzelme fırsatı bulacağına teşhir edileceğini düşünür; fikrini açıklayan, cevap yerine kahkahayla karşılaşacağını bilir. Böylece hakikat aranmaz, üstün gelmeye çalışılır. Sözün değeri azalır, gürültünün saltanatı başlar; toplum kendi yanlışlarıyla yüzleşme kabiliyetini kaybeder.
Bu gidişi durdurmak için önce kahkahalarımızı sorgulamalıyız: Biz neye ve kimin pahasına gülüyoruz? Bir söz söylendiğinde hedef alınan kişinin yüzü düşüyorsa, o ortamda eğlence değil incinme vardır. Haysiyeti yaralayan sözün adı mizah olamaz. Böyle bir anda yapılacak en ahlaklı davranış; gülmemek, sözü durdurmak ve incitilen kişinin yanında durmaktır.
Bir toplumun merhameti büyük nutuklarla değil, en savunmasız insanına gösterdiği incelikle ölçülür. Başkasını küçülterek büyüdüğünü sananlar, aslında kendi ruhlarını küçültür. Kahkaha bir insanın gözyaşı üzerine kurulmuşsa orada neşe değil, vicdanın cenazesi vardır. Merhameti öldüren alay kültürüne karşı çıkmak, yalnızca bir nezaket meselesi değil; insan kalabilme mücadelesidir.
İbrahim ŞAHİN
İbrahimsahin.Blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır. Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir. Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Yorum bırakın