Dünyayı Terk Etmeden Ahirete Yürümek
Ahirete dair kariyer planlaması denildiğinde bazı zihinlerde yanlış bir anlam oluşabilir. Sanki bu ifade, dünyadan el etek çekmek, çalışmayı bırakmak, üretimi küçümsemek, toplumsal sorumluluklardan uzaklaşmak veya insanın günlük hayatını ihmal etmesi anlamına geliyormuş gibi anlaşılabilir. Oysa mesele tam olarak bunun tersidir. Ahiret bilinci, insanı dünyadan koparmaz; dünyayı daha doğru, daha temiz, daha adil ve daha sorumlu yaşamaya çağırır.
İslam’ın hayat anlayışında dünya bütünüyle reddedilen bir yer değildir. Dünya bir imtihan alanıdır. İnsan burada çalışır, üretir, kazanır, aile kurar, toplum içinde yaşar, iyilik yapar, hak arar, haksızlığa karşı durur, ilim öğrenir, sanatla, ticaretle, zanaatla, hizmetle, emekle meşgul olur. Fakat bütün bunları yaparken kendisini Allah’ın huzurunda hesap verecek bir kul olarak görür. İşte ahirete dair kariyer planlaması, bu bilinçle yaşamaktır.
Dünyayı terk etmek kolay bir iddia gibi görünebilir; asıl zor olan dünyaya kapılmadan dünyada doğru kalabilmektir. Asıl mesele malın içinde helali korumak, makamın içinde adaleti yaşatmak, kalabalığın içinde vicdanı kaybetmemek, teknolojinin içinde insanı unutmamak, ticaretin içinde dürüstlüğü sürdürmek ve gücün içinde merhameti muhafaza etmektir. İnsan ahiret bilinci taşıyorsa, dünya onun için bir esaret alanı değil, sorumluluk alanı olur.
Bugün çağımızın en büyük problemlerinden biri, insanın dünyayı nihai hedef zannetmesidir. İnsan daha çok kazanmayı, daha çok görünmeyi, daha çok tüketmeyi, daha çok yükselmeyi hayatın ana gayesi hâline getirdiğinde, iç dünyasında bir daralma başlar. Bir süre sonra araçlar amaç olur. Para hizmet etmesi gerekirken hükmetmeye başlar. Teknoloji kolaylık sağlaması gerekirken insanı kuşatır. Ekonomi insan için olması gerekirken insan ekonomi için çalıştırılan bir varlığa dönüşür.
Ahiret bilinci bu tersine dönüşü düzeltir. İnsana der ki: Çalış, fakat helali unutma. Kazan, fakat paylaşmayı ihmal etme. Yüksel, fakat kibirlenme. Yönet, fakat adaletten ayrılma. Yaz, fakat hakikate sadık kal. Konuş, fakat kalp kırma. Sus, fakat haksızlığa ortak olacak yerde susma. Yaşa, fakat hesabı unutma.
Bu anlayış insanı pasifleştirmez; bilakis daha sorumlu, daha diri ve daha dikkatli hâle getirir. Çünkü ahirete inanan insan, yaptığı işin sadece insanlar tarafından görülmediğini bilir. Görülmeyen emeğin, bilinmeyen iyiliğin, sessiz sabrın, gizli infakın, korunmuş hakkın ve tutulmuş sözün Allah katında kaybolmayacağını bilir. Bu bilgi, insana hem umut verir hem de sorumluluk yükler.
Modern insanın en büyük yorgunluğu, anlam yorgunluğudur. İnsan çok çalışıyor, çok koşuyor, çok plan yapıyor; fakat çoğu zaman niçin yaşadığını unutuyor. Gündelik hayatın telaşı içinde kalbinin sorularını bastırıyor. Başarı listeleri uzuyor, fakat huzur derinleşmiyor. Evler büyüyor, fakat aile bağları zayıflayabiliyor. İmkânlar çoğalıyor, fakat kanaat azalabiliyor. Haberleşme hızlanıyor, fakat hakiki yakınlık eksilebiliyor.
Ahirete dair kariyer planlaması, bu yorgun insana anlamını hatırlatır. İnsan yalnız bir meslek sahibi değildir; aynı zamanda emanet sahibidir. İnsan yalnız bir gelir elde eden varlık değildir; aynı zamanda hesabını verecek bir kuldur. İnsan yalnız toplum içinde yer tutan bir kişi değildir; aynı zamanda Allah’ın huzuruna tek başına çıkacak bir yolcudur. Bu bilinç insanı ürkütmek için değil, uyandırmak içindir.
Bu anlayışın bireysel olduğu kadar toplumsal bir tarafı da vardır. Çünkü ahireti düşünen insan, kul hakkını daha ciddiye alır. Kul hakkını ciddiye alan toplumda adalet duygusu güçlenir. Adalet duygusu güçlenen toplumda ekonomi daha insanî bir zemine oturur. İnsanî zemine oturan ekonomide emek sömürülmez, zayıf ezilmez, güçlünün haksızlığı meşrulaştırılmaz, servet birkaç elde toplanırken geniş kitlelerin onuru zedelenmez.
Bu yüzden ahiret bilinci sadece bireyin iç dünyasında kalan bir duygu değildir. O, toplumu düzenleyen ahlaki bir ölçüdür. Bir yönetici ahireti düşünürse adaletle davranmaya daha çok dikkat eder. Bir işveren ahireti düşünürse işçinin hakkını gasp etmekten sakınır. Bir tüccar ahireti düşünürse ölçü ve tartıda dürüst olur. Bir yazar ahireti düşünürse kalemini hakikatin emrine verir. Bir baba, bir anne, bir evlat, bir komşu, bir öğretmen, bir doktor, bir memur ahireti düşünürse bulunduğu yeri daha temiz bir sorumluluk alanına dönüştürür.
Dünyayı terk etmeden ahirete yürümek, insanın günlük hayatını ibadet şuuru ile güzelleştirmesidir. Helalinden kazanmak, ailesine sahip çıkmak, borcuna sadık kalmak, sözünü tutmak, insanları aldatmamak, komşuya eziyet etmemek, kamu hakkını korumak, yetime ve yoksula merhamet etmek, israfı azaltmak, zulme rıza göstermemek, insan onurunu savunmak bu yürüyüşün parçalarıdır.
Burada önemli olan, ahiret düşüncesini sadece ölüm sonrasına ait uzak bir konu gibi görmemektir. Ahiret bilinci bugün başlar. İnsan bugün verdiği kararla yarının hesabını hazırlar. Bugün kazandığı lokmayla yarının defterine bir kayıt düşer. Bugün kırdığı veya onardığı kalple ebedî hayatına bir iz bırakır. Bugün adaletle veya haksızlıkla attığı adım, yarın önüne çıkacak bir karşılığa dönüşür.
Bu yüzden ahirete dair kariyer planlaması, insanın hayatına düzen veren bir iç pusula gibidir. İnsan bu pusulayla yönünü kaybetmez. Dünya cazibesi onu bütünüyle yutamaz. Kibir, hırs, gösteriş, israf, zulüm, bencillik ve gaflet onu kolayca savuramaz. Çünkü insan bilir ki hayat sadece görünen sahneden ibaret değildir. Görünmeyen bir hesap, kaybolmayan bir kayıt ve şaşmayan bir adalet vardır.
Bu anlayış, insanın dünyadaki hedeflerini de temizler. Mesela bir insan çalışmak istiyorsa, bunu yalnız daha çok kazanmak için değil, helal rızık, aile huzuru ve topluma fayda için de düşünür. Bir insan yazmak istiyorsa, bunu yalnız tanınmak için değil, hakikate hizmet etmek için de düşünür. Bir insan yönetmek istiyorsa, bunu yalnız güç sahibi olmak için değil, adaleti ayakta tutmak için de düşünür. Bir insan zengin olmak istiyorsa, bunu yalnız kendi konforu için değil, hayra kapı açmak için de düşünür.
Ahiret bilinci dünyayı küçümsemez; dünyayı ölçüye kavuşturur. İnsan dünyayı Allah’ın rızasına götüren bir yol hâline getirirse, günlük işler bile anlam kazanır. Bir lokma ekmek için verilen emek, helal olursa kıymetlidir. Bir çocuğa verilen terbiye, ihlasla olursa kıymetlidir. Bir hasta için edilen dua, samimiyetle olursa kıymetlidir. Bir borcu zamanında ödemek, bir emaneti korumak, bir insana haksızlık etmemek, bir sofrayı paylaşmak, bir mazluma sahip çıkmak kıymetlidir.
Bunun için ahirete dair kariyer planlaması, insanın önüne kuru bir korku değil, büyük bir sorumluluk ve büyük bir umut koyar. Çünkü insan geç kaldığını düşünse bile kapı kapanmış değildir. Her yeni gün, insanın kendisini düzeltmesi için bir fırsattır. Her iyilik, ebedî hayata uzanan bir adımdır. Her tövbe, kalbin yeniden temizlenmesi için bir rahmet kapısıdır. Her hak sahibine hakkını vermek, insanın yükünü hafifleten bir imkândır.
Sonuç olarak insan dünyada yaşayacak, çalışacak, kazanacak, üretecek, sevecek, mücadele edecek ve iz bırakacaktır. Fakat bütün bunları yaparken asıl istikametini unutmamalıdır. Dünya bir varış yeri değil, geçiş yeridir. Ahiret ise insanın ebedî yurdudur. Geçici olan için bu kadar plan yapan insanın, ebedî olan için plansız kalması en büyük gaflettir.
Artık insan kendisine şu soruyu daha sık sormalıdır: Bugün yaptığım iş, beni Allah’ın huzurunda mahcup eder mi, yoksa yüzümü ak edecek bir iyiliğe mi dönüşür? Eğer bu soru hayatın merkezine yerleşirse, insan dünyayı terk etmeden ahirete doğru daha temiz, daha adil ve daha anlamlı bir yürüyüşe başlar.
Ahirete dair kariyer planlaması budur: Dünyanın içinde kaybolmadan, dünyayı ahiretin aydınlığına göre yaşamak.
İbrahim ŞAHİN – İbrahimsahin.Blog.
Yorum bırakın