Dünya Kariyeri mi, Ebedî Sermaye mi?
İnsan dünyada kazandığı her şeyi geride bırakacaktır. Mal, makam, unvan, şöhret, güç, çevre, itibar ve bütün dünyevi imkânlar bir gün insanın elinden çıkacaktır. Fakat insanın niyeti, ameli, ahlakı, adaleti, merhameti, helal kazancı, koruduğu haklar ve ardında bıraktığı güzel izler onunla birlikte ahirete yürüyecektir. Bu yüzden asıl mesele, insanın dünyada ne kadar biriktirdiği değil, biriktirdiklerinin ahirette neye dönüşeceğidir.
Dünya kariyeri insana bir meslek, bir gelir, bir konum ve bir sosyal görünürlük sağlayabilir. Bunlar hayatın içinde belli bir değere sahiptir. İnsan çalışmak, üretmek, ailesine bakmak, topluma faydalı olmak ve emeğini değerlendirmek zorundadır. Fakat insan bütün ömrünü yalnız dünya kariyerine bağladığında, kalıcı olanı geçici olana feda etme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Çünkü dünya kariyeri insanın mezara kadar olan yolculuğuna eşlik eder; ebedî sermaye ise mezardan sonrasına da uzanır.
Ebedî sermaye, insanın Allah katında değer taşıyan bir ömür yaşama gayretidir. Bu sermaye sadece para ile ölçülmez. Hatta çoğu zaman para ile hiç ölçülmez. Bir yetimin başını okşamak, bir mazlumun hakkını savunmak, bir komşunun derdini duymak, bir işçinin hakkını zamanında vermek, bir borçlunun yükünü hafifletmek, bir kulun ayıbını örtmek, bir haksızlık karşısında susmamak, helal lokmaya dikkat etmek ve insanlara karşı adaletli olmak da bu sermayenin parçalarıdır.
İnsan dünya hayatında çeşitli roller taşır. Kimi yönetici olur, kimi esnaf, kimi işçi, kimi memur, kimi öğretmen, kimi yazar, kimi anne, kimi baba, kimi kanaat önderi, kimi genç, kimi yaşlı… Fakat her rolün ahirete bakan bir hesabı vardır. Yönetici için adalet, esnaf için dürüstlük, işveren için kul hakkı, işçi için emanet bilinci, yazar için hakikat sorumluluğu, anne baba için merhamet ve terbiye, genç için iffet ve istikamet, yaşlı için hikmet ve dua birer ahiret sermayesidir.
Bu noktada kariyer kelimesini yeniden düşünmek gerekir. Dünya kariyeri çoğu zaman insanın dışarıdan nasıl göründüğünü önemser. Ahiret kariyeri ise insanın Allah katında nasıl karşılık bulacağını düşündürür. Dünya kariyeri unvana bakar; ahiret kariyeri niyete bakar. Dünya kariyeri başarıya bakar; ahiret kariyeri helale, hakka ve adalete bakar. Dünya kariyeri yükselmeyi ister; ahiret kariyeri istikameti korumayı ister.
Bugün nice insan vardır ki dünyada çok başarılı görünür; fakat kalbinde huzur yoktur. Nice insan vardır ki büyük servetlere sahiptir; fakat kazancının hesabından korkar. Nice insan vardır ki makam sahibidir; fakat verdiği kararların ahirette karşısına çıkacağını düşünmez. Nice insan vardır ki toplum önünde güçlüdür; fakat yalnız kaldığında vicdanının sesini bastıramaz. İşte burada insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Benim kazandıklarım beni gerçekten yükseltiyor mu, yoksa beni hesabı ağır bir yükün altına mı sokuyor?
Ebedî sermaye, dünyadaki imkânları Allah’ın rızasına uygun kullanabilmektir. Mal tek başına kötü değildir. Makam tek başına kötü değildir. Ticaret, üretim, teknoloji, ilim, siyaset ve sanat tek başına kötü değildir. Bunların değeri, insanın onları hangi niyetle ve hangi ahlakla kullandığına bağlıdır. Mal infaka dönüşürse hayırdır. Makam adalete dönüşürse nimettir. Ticaret dürüstlükle yapılırsa berekettir. İlim insanlığa fayda sağlarsa rahmettir. Kalem hakikate hizmet ederse emanettir.
Fakat aynı şeyler yanlış niyetle insanı felakete de sürükleyebilir. Mal kibir doğurursa ağır bir imtihana dönüşür. Makam zulme kapı açarsa vebal olur. Ticaret aldatmaya dayanırsa harama yaklaşır. İlim insana kibir verirse nur olmaktan çıkar. Kalem fitneye, iftiraya, haksızlığa veya hakikati örtmeye hizmet ederse sorumluluk büyür.
Bu sebeple ahirete dair kariyer planlaması, insanın hayatındaki bütün alanları ibretle yeniden gözden geçirmesidir. İnsan sadece namazını, orucunu, zekâtını değil; ticaretini, komşuluğunu, aile hayatını, iş hayatını, yöneticiliğini, yazarlığını, konuşmasını, susmasını, borcunu, alacağını, verdiği sözü ve taşıdığı emaneti de ahiret hesabı içinde düşünmelidir. Çünkü ahiret hesabı hayatın yalnız bir bölümüne değil, bütününe bakar.
Bugün dünyanın en büyük yanılgılarından biri, ahlakı ekonomiden, merhameti siyasetten, kul hakkını ticaretten, vicdanı teknolojiden, Allah’a karşı sorumluluğu günlük hayattan ayırmasıdır. Böyle olunca insan parçalanır. Cami başka, iş yeri başka; aile başka, piyasa başka; vicdan başka, kazanç başka bir zeminde düşünülür. Oysa insan bir bütündür. İnsan iş yerinde başka bir ahlak, evde başka bir ahlak, toplumda başka bir ahlak taşıyamaz. Hakikat, hayatın bütün alanlarında hakikattir.
Bu yüzden “ekonomi insan için” anlayışı, ahiret bilinciyle birleşmediği zaman eksik kalır. Çünkü insanın onuru sadece dünyadaki refahıyla değil, ebedî sorumluluğuyla da ilgilidir. Bir ekonomik düzen insanı yalnız tüketiciye indirgerse, insanın ruhunu yorar. Bir çalışma düzeni insanı yalnız üretim aracına çevirirse, insanın haysiyetini zedeler. Bir kazanç düzeni kul hakkını önemsizleştirirse, toplumun temeli sarsılır. Böyle bir dünyada büyüme rakamları yükselse bile insanlık küçülebilir.
Ebedî sermayenin en önemli unsurlarından biri kul hakkından sakınmaktır. Çünkü kul hakkı, insanın ahiret yolculuğunda en ağır yüklerden biridir. Bir işçinin hakkını eksik vermek, bir kiracının hakkını çiğnemek, bir komşuyu rahatsız etmek, bir insana iftira etmek, bir yetimin malına uzanmak, bir kamu görevini kötüye kullanmak, bir emanete ihanet etmek sadece dünyevi bir mesele değildir. Bunların her biri insanın ahiret defterine yazılan ciddi sorumluluklardır.
Bir diğer ebedî sermaye ise güzel ahlaktır. İnsan bazen büyük işler yapamaz; fakat güzel ahlakla büyük bir iz bırakır. Tatlı bir söz, samimi bir dua, hakkaniyetli bir davranış, sabırla taşınan bir yük, affedilen bir hata, gizlice yapılan bir iyilik, gösterişsiz bir yardım, insanın ahiret hesabında umduğundan daha kıymetli olabilir. Çünkü Allah katında amelin değeri, çoğu zaman dışarıdaki büyüklüğünden çok, içindeki ihlasla ilgilidir.
Bu bakımdan insanın dünyadaki her günü bir yatırım günüdür. Fakat bu yatırım yalnız banka hesabına, arsaya, eve, işe veya maddi birikime yapılmaz. İnsan her gün ahiret hesabına da yatırım yapar. Ya bir iyilik biriktirir ya bir vebal. Ya bir gönül kazanır ya bir kalp kırar. Ya hakkı tutar ya haksızlığa meyleder. Ya helale dikkat eder ya harama yaklaşır. Ya Allah’ın rızasını gözetir ya nefsinin alkışına kapılır.
Bu noktada insanın kendisine sorması gereken en temel soru şudur: Benim dünya kariyerim, ebedî sermayeme hizmet ediyor mu? Eğer insanın mesleği onu daha adil yapıyorsa, kazancı onu daha cömert kılıyorsa, makamı onu daha mütevazı yapıyorsa, bilgisi onu daha sorumlu kılıyorsa, kalemi onu hakikate daha yakın tutuyorsa, o zaman dünya kariyeri ahiret sermayesine dönüşebilir. Fakat meslek kibir, kazanç hırs, makam zulüm, bilgi gurur, kalem sorumsuzluk üretiyorsa, insan görünürde yükselirken hakikatte düşebilir.
Ahirete dair kariyer planlaması, insanın dünya hayatındaki her imkânı ebedî bir sorumlulukla değerlendirmesidir. Bu anlayış insana korku kadar umut da verir. Çünkü hiçbir iyilik kaybolmaz. Hiçbir samimi emek boşa gitmez. Hiçbir helal lokma değersiz değildir. Hiçbir dua karşılıksız kalmaz. Hiçbir adaletli davranış unutulmaz. Hiçbir mazlumun gözyaşı sahipsiz değildir.
Dünya kariyeri insanı insanlara tanıtabilir; ebedî sermaye ise insanı Allah’ın huzuruna taşır. Dünya kariyeri mezar taşında bir unvan olarak kalabilir; ebedî sermaye ise insanın defterinde nur olur. Dünya kariyeri alkışla biter; ebedî sermaye rahmet kapısına vesile olur.
O hâlde insanın asıl sorusu şu olmalıdır: Ben yalnız dünyadaki yerimi mi hazırlıyorum, yoksa ahiretteki karşılığımı da düşünüyor muyum? Dünya için plan yaparken ahireti unutan insan, en önemli hesabı eksik bırakmış olur. Ahireti merkeze alan insan ise dünyayı terk etmez; dünyayı daha adil, daha merhametli, daha sorumlu ve daha anlamlı yaşar.
İbrahim ŞAHİN
İbrahimsahin.Blog
Yorum bırakın