Teknoloji artık yalnızca insanın hayatını kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkmış, bir amaca, bir düzene ve giderek bir inanç biçimine dönüşmüştür. İnsan sabah gözlerini ekrana açmakta, akşam yine ekranla kapatmaktadır. Günün ritmi, zamanın akışı ve hatta zihnin uyanıklığı bile teknolojik bildirimlerle belirlenmektedir. Dua yerini uyarı seslerine, tefekkür yerini kaydırılan görüntülere, kutsal metinlerin rehberliği ise algoritmik yönlendirmelere bırakmaktadır. Bu yaşanan, basit bir alışkanlık değişimi değil; teknolojinin mutlaklaştırılmasıdır.
Bu yeni düzenin mabetleri teknoloji merkezleri ve dijital platformlardır. Ritüelleri sürekli çevrimiçi olmak, paylaşmak, görünür kalmak ve üretkenlik adı altında durmaksızın kendini sergilemektir. Sanal toplantılar, sosyal medya alışkanlıkları ve dijital törenler, modern insanın gündelik yönelimlerine dönüşmüştür. Sorgulamadan kabul edilen bu düzen, bireyin yalnızca davranışlarını değil; zihnini, duygularını ve değer dünyasını da biçimlendirmektedir.
İnsanlar artık neye inanacaklarını değil, neyi seçeceklerini ve neyi tıklayacaklarını düşünmektedir. Değerler yerini tercihlere, ahlaki ölçüler yerini popülerliğe, hakikat ise yerini görüntüye bırakmaktadır. Görünür olanın doğru, çok paylaşılanın değerli, çok izlenenin anlamlı kabul edildiği bu ortamda ahlak yavaş yavaş aşınmakta; ruh, ekranın parlaklığı içinde silikleşmektedir.
Bu teknoloji merkezli dünyada en büyük kusur çevrimdışı kalmak olarak görülür. En büyük erdem ise sürekli üretmek, paylaşmak ve dikkat çekmektir. İnsan, kendi iç ölçülerine göre değil; kendisini izleyen, kaydeden ve yönlendiren sistemlere göre yaşamaya başlar. Mahremiyet anlamını yitirir; içe dönüş yerini sürekli dışa yansıtma zorunluluğuna bırakır. Sessizlik huzur değil, eksiklik sayılır.
Teknolojik gelişmeler, insanın hayatını desteklemekten ziyade onun yerine geçme iddiası taşıyan bir noktaya doğru ilerlemektedir. Bu durum, bilimsel ilerlemeden çok, insanın sınırlarını unutmasına işaret eden bir kibir hâlidir. Teknolojinin her şeyi çözeceği, her soruya cevap vereceği ve insanın yerine düşünebileceği inancı, insanı kendi konumundan uzaklaştırmaktadır.
Oysa teknoloji kutsal değildir. O, anlamını kendisinden değil; hizmet ettiği amaçtan alır. Fakat çağımızda teknoloji çoğu zaman eleştirilmez, sorgulanmaz ve sınırlandırılmaz. Bu sorgusuz kabulleniş, onu dokunulmaz bir güce, bir tür modern dogmaya dönüştürmektedir. İnsanın aklı, iradesi ve vicdanı giderek ikinci plana itilmektedir.
Bu metin teknolojiyi düşmanlaştırmaz; ancak insanın onu mutlaklaştırmasını sorgular. Çünkü hiçbir ekran kutsal değildir, hiçbir sistem mutlak doğruyu sunmaz. Teknoloji merkeze alındığında, insan yalnızca yönlendirilmez; aynı zamanda kendi hakikat arayışını da kaybeder. İnsan, yaratıcının yerine teknolojiyi koyduğunda; sadece araçlarını değil, anlamını ve inancını da yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Yorum bırakın