Günümüz dünyasında en derin yaralardan biri, vicdanın uyuşturulmasıdır. Eskiden kötülük gizlenirdi, bugün ise sergileniyor. Eskiden zulümden utanılırdı, şimdi ise meşrulaştırılıyor. Ve en tehlikelisi: İnsanlar artık tepki vermiyor. Tepkinin yerini alışkanlık, alışkanlığın yerini ise kayıtsızlık aldı. Böylece vicdan, fark edilmeden yavaş yavaş devre dışı bırakıldı.
Televizyon ekranlarında savaşlar, bombalar, açlık çeken çocuklar, ağlayan anneler her gün karşımıza çıkıyor. Ama bu görüntüler artık kalpleri sızlatmıyor. Çünkü her gün izlenen acı, alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık ise duyarsızlığın başlangıcıdır. Sürekli tekrarlanan felaket görüntüleri, insan ruhunda bir savunma mekanizması oluşturur; kalp kendini korumak için hissizleşir.
Toplumlar sistemli bir şekilde şoklara alıştırılıyor. Bir yerde patlama oluyor, insanlar ölüyor, ertesi gün yeni bir dizi başlıyor. Her kriz, bir eğlenceyle dengeleniyor. Bu denge, vicdanın ölümü demektir. Artık sadece olan bitene değil, olmaması gerekene de sessiz kalınıyor. İnsanlar yalnızca izleyen, yorum yapan ama sorumluluk almayan bir kalabalığa dönüşüyor.
Sessizlik, tarafsızlık değildir. Sessizlik, çoğu zaman onaylamaktır. Zalim sustuğunda zalim olur; mazlum sustuğunda mahkûm. Herkesin sustuğu bir ortamda hakikat en çok yalnız kalır. Ve hakikatin yalnızlığı, toplumun çöküşüdür. Çünkü hakikat, ancak dile geldiğinde ve savunulduğunda yaşar.
Bugün insanlar gerçekleri biliyor ama konuşmuyor. Görüyor ama gözünü kapatıyor. Hissediyor ama susuyor. Çünkü korkutuldular, meşgul edildiler, umutsuzlaştırıldılar. Kimi işini kaybetmekten, kimi dışlanmaktan, kimi yalnız kalmaktan korkuyor. Oysa konuşmayan bir vicdan, zalime kılıç değil, yastık olur.
Medya, siyaset, tüketim kültürü ve sosyal baskılar; hepsi bireyi susturmak için birleşmiş gibidir. Gündemler hızla değiştirilir, gerçek sorunlar tali konuların arkasına gizlenir. Herkesin bir işi, bir kredisi, bir korkusu vardır. İnsanlar doğru bildiklerini söylememek için binbir bahaneye sığınıyor. Ama unutulmamalıdır: Sessiz kalanlar, zalimin yükünü paylaşır.
Bu bölüm, vicdanı yeniden uyandırmak içindir. Çünkü bir toplumda adaletin sesi kısılmışsa, en önce vicdan susturulmuştur. Vicdanı uyanan bir birey, tek başına bile olsa, büyük bir değişimin başlangıcı olabilir. Tarih, sessiz kalmayanların izleriyle doludur.
Dünyanın en güçlü sesi, gerçeği söyleyen bir vicdandır. Bu ses bazen kısık, bazen yalnız olabilir; fakat samimidir. Bugün o sesi duyurmak, her zamankinden daha büyük bir sorumluluktur. Çünkü sustukça karanlık büyür, konuşuldukça hakikat yol bulur.
Yorum bırakın