İnsan yaşamının iki temel kaynağı: Gıda ve su. Bu iki unsur, varoluşun en doğal hakları olmasına rağmen, günümüzde birer stratejik silaha dönüşmüş durumda. Artık ülkeler, savaşlarla değil, tohumlarla teslim alınıyor.
Tohumun patenti varsa, ekmek de bağımlıdır. Genetiği değiştirilmiş tohumların yaygınlaşması, çiftçiyi her yıl yeniden tohum almaya mecbur kılıyor. Bu şirketler, sadece tohum değil; gübre, ilaç ve üretim zincirini de ellerinde tutuyor.
Su kaynakları özelleştiriliyor. Dere yatakları, yeraltı suları, göller; özel şirketlerin mülkiyetine geçiyor. Fakir bölgelerde insanlar temiz suya ulaşamıyor; çünkü o su artık “satılık”.
Gıda enflasyonu, sadece ekonomik bir mesele değildir. Açlık, aynı zamanda bir yönetim aracıdır. İnsanlar ekmek bulamadığında, özgürlüğü değil karınlarını düşünür.
Gıda ve su üzerindeki bu küresel tahakküm, sadece ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir krizdir. Bu dengesizlik tesadüf değil; sistematik bir planın sonucudur.
Bu bölüm, soramızdaki her lokmanın bir hikâyesi olduğunu hatırlatır. Ve sorar: Bu lokma, gerçekten bizim mi?
İbrahim Şahin
ibrahimsahin.blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır.
Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir.
Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz.
İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Yorum bırakın