İbrahim Şahin

Düşünceler, şiirler ve makaleler

Geleceğin eşiğinde insanlık: teknoloji mi, medeniyet mi? – Bölüm 2

Yapay Zekâ ve Veri Egemenliği Çağı

İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde değil; çoktan içine girmiş durumda.

Fakat çoğu insan bunun farkında değil.

Çünkü bu çağın savaşları artık meydanlarda yapılmıyor. Top sesleri duyulmuyor. Tanklar sokaklara inmiyor. Sınırlar klasik ordularla aşılmıyor.

Yeni çağın savaşı ekranların içinde, zihinlerin derinliklerinde, insanın fark etmeden bıraktığı dijital izlerde yaşanıyor.

Bugünün en büyük savaşı veri savaşıdır.

Çünkü insanı yöneten güç artık yalnızca toprağı, petrolü, enerjiyi veya parayı kontrol eden güç değildir. Asıl güç; insanın ne düşündüğünü, neden korktuğunu, neye öfkelendiğini, neyi arzuladığını ve hangi anda hangi kararı verebileceğini bilen güçtür.

İşte bu yüzden veri, çağımızın en büyük silahına dönüşmüştür.

Geçmişte madenler toprağın altındaydı. Bugün en değerli maden insanın kendisidir. Onun dikkati, zamanı, alışkanlıkları, zaafları, öfkesi, yalnızlığı ve merakı yeni çağın hammaddesi hâline gelmiştir.

Artık insan sadece bir kullanıcı değildir.

İnsan; izlenen, ölçülen, sınıflandırılan, tahmin edilen ve yönlendirilen bir varlığa dönüştürülmektedir.

Her arama, her beğeni, her kaydırma, her duraksama, her izleme, her yorum, hatta ekranda birkaç saniye fazla kalınan görüntü bile kaydedilmektedir. İnsan unuttuğunu zanneder; fakat sistem unutmaz. İnsan fark etmediğini sanır; fakat sistem fark eder. İnsan özgürce seçtiğini düşünür; fakat çoğu zaman önüne konulan seçeneklerin içinde dolaşır.

Asıl tehlike de buradadır.

Çünkü modern insan zincire vurulmadığı için özgür olduğunu sanmaktadır.

Oysa zincir artık bilekte değil, dikkattedir. Pranga artık ayakta değil, alışkanlıktadır. Baskı artık bağırarak değil, fısıldayarak gelmektedir.

Bugünün insanı susturulmuyor; meşgul ediliyor. Yasaklanmıyor; yönlendiriliyor. Kapatılmıyor; ekrana hapsediliyor.

Ve bunu çoğu zaman özgürlük zannediyor.

Yapay zekâ bu çağın en büyük kırılma noktalarından biridir. Elbette yapay zekâ insanlık için büyük imkânlar taşır. Hastalıkların erken teşhisinde, üretimin geliştirilmesinde, ulaşımın güvenli hâle getirilmesinde, eğitimin yaygınlaştırılmasında ve bilimin ilerlemesinde insanlığa büyük katkılar sunabilir.

Fakat mesele yapay zekânın ne yapabildiği değil, kimin emrinde çalıştığıdır.

Bir teknoloji insan onuruna hizmet ediyorsa nimettir. İnsanı izlemek, ölçmek, yönlendirmek ve teslim almak için kullanılıyorsa tehdittir.

Bugün mesele makinenin zekâ kazanması değildir.

Asıl mesele insanın iradesini kaybetmesidir.

Çünkü algoritmalar artık yalnızca bize video önermiyor. Ne göreceğimizi, neye kızacağımızı, hangi habere inanacağımızı, hangi fikri normal karşılayacağımızı ve hangi konudan uzak duracağımızı da belirliyor.

İnsanlar çoğu zaman kendi düşüncelerini savunduğunu sanıyor. Oysa belki de kendisine tekrar tekrar gösterilen düşüncelerin esiri hâline geliyor.

Bir fikir size sürekli gösteriliyorsa, zamanla tanıdık gelir.

Tanıdık gelen şey zamanla normalleşir.

Normalleşen şey ise bir süre sonra hakikat zannedilir.

İşte dijital çağın en büyük tehlikesi budur: Hakikatin yerini görünürlük alır. Doğrunun yerini tekrar alır. Bilgeliğin yerini hız alır. Düşüncenin yerini tepki alır.

Artık insanlar düşünmeye değil, tepki vermeye alıştırılıyor.

Okumaya değil, kaydırmaya.

Anlamaya değil, etiketlemeye.

Sorgulamaya değil, taraf olmaya.

Ve bütün bunlar olurken insan kendisini özgür sanıyor.

Oysa özgürlük, sadece seçim yapabilmek değildir. Özgürlük, önüne konulan seçeneklerin kim tarafından, hangi amaçla ve hangi yöntemle belirlendiğini fark edebilmektir.

Eğer ne göreceğinizi başkaları belirliyorsa, ne düşüneceğinizi de yavaş yavaş onlar şekillendirir.

Eğer dikkatiniz kontrol ediliyorsa, zamanınız kontrol ediliyordur.

Eğer zamanınız kontrol ediliyorsa, hayatınızın yönü de kontrol ediliyordur.

Bu nedenle veri meselesi teknik bir mesele değildir. Bu mesele yalnızca mühendislerin, yazılımcıların veya şirketlerin konusu değildir. Bu mesele doğrudan insanlık meselesidir.

Çünkü veri, insanın dijital hafızasıdır.

Veri, insanın görünmeyen aynasıdır.

Veri, insanın kimliğine açılan kapıdır.

Bu kapının anahtarı bireyin elinde mi olacak, yoksa küresel şirketlerin, merkezi güçlerin ve denetlenemeyen sistemlerin elinde mi kalacak?

İşte geleceğin özgürlük sorusu budur.

Bugün insanlık çok tehlikeli bir eşiğe yaklaşmaktadır. Eğer teknoloji ahlakla, hukukla, adaletle ve insan onuruyla sınırlandırılmazsa, geleceğin baskı düzeni geçmiştekilere benzemeyecektir.

Belki sokaklarda asker olmayacak.

Belki kitaplar açıkça yasaklanmayacak.

Belki insanlar düşüncelerinden dolayı meydanlarda cezalandırılmayacak.

Fakat neyi okuyacakları, neyi görecekleri, neye inanacakları ve hangi duyguyla hareket edecekleri görünmez sistemler tarafından şekillendirilecektir.

Geleceğin diktatörlüğü gürültülü olmayabilir.

Sessiz olabilir.

Yumuşak olabilir.

Renkli ekranların, eğlenceli uygulamaların, kişiselleştirilmiş akışların ve sürekli bildirimlerin arkasına saklanabilir.

İnsanlar baskıyı hissetmeden yönlendirilebilir.

Kendi fikirleriyle değil, kendilerine yüklenen gündemlerle yaşayabilir.

Kendi iradeleriyle değil, algoritmaların çizdiği dar patikalarda yürüyebilir.

En tehlikeli esaret, insanın esir olduğunu fark etmediği esarettir.

Bugün asıl soru şudur:

Telefonu biz mi kullanıyoruz, yoksa telefon bizi mi kullanıyor?

Bilgiyi biz mi arıyoruz, yoksa bilgi adı altında bize sunulan algı bizi mi biçimlendiriyor?

Teknolojiyi biz mi yönetiyoruz, yoksa teknoloji üzerinden bizi yöneten görünmez merkezler mi var?

Bu soruları sormayan toplumlar, geleceği inşa edemez. Sadece başkalarının kurduğu geleceğin içinde tüketici olarak yaşar.

Çünkü teknoloji üretenler ile sadece teknoloji tüketenler aynı kaderi yaşamaz.

Veriyi yönetenler ile verisi yönetilenler aynı dünyada eşit şartlarda bulunmaz.

Algoritmayı yazanlar ile algoritmanın yönlendirdiği kitleler aynı özgürlük düzeyine sahip olmaz.

Bu nedenle mesele sadece yapay zekâ meselesi değildir.

Mesele, insanın kendi iradesine sahip çıkıp çıkmayacağıdır.

Mesele, aklını teslim edip etmeyeceğidir.

Mesele, çocuklarının zihinsel dünyasını kime emanet edeceğidir.

Mesele, medeniyetin merkezinde insan mı olacak, yoksa insan yalnızca veriye dönüştürülmüş bir tüketim nesnesi mi olacaktır?

Yapay zekâ tek başına düşman değildir. Teknoloji tek başına kötülük değildir. Fakat ahlaktan kopan güç, daima tehlikelidir. Vicdandan ayrılan zekâ, insanı yüceltmez; onu nesneleştirir. Adaletle birleşmeyen veri gücü, özgürlük değil bağımlılık üretir.

Bu yüzden insanlık bugün büyük bir kararın eşiğindedir.

Ya teknolojiyi insan onuruna hizmet eden bir medeniyet aracına dönüştürecek ya da insanı teknoloji düzeninin izlenen, ölçülen ve yönlendirilen bir parçası hâline getirecektir.

Uyanmamız gereken gerçek şudur:

Gelecek sadece makinelerin daha zeki olmasıyla şekillenmeyecek.

Gelecek, insanın ne kadar uyanık kalabildiğiyle şekillenecek.

Çünkü uyuyan toplumların verisi toplanır, dikkati yönetilir, iradesi zayıflatılır ve geleceği başkaları tarafından yazılır.

Ama uyanık toplumlar teknolojiye teslim olmaz.

Onu üretir.

Onu denetler.

Onu ahlakla sınırlar.

Onu adaletle yönlendirir.

Ve en önemlisi, insanı merkeze koyar.

Bugünün en büyük sorusu artık şudur:

İnsan teknolojiyi mi yönetecek, yoksa teknoloji üzerinden insan mı yönetilecek?

Bu soruya cevap vermeyen her toplum, cevabını başkalarının yazdığı bir geleceğe mahkûm olacaktır.

Yorum bırakın


© İbrahim Şahin — Kaynak göstermeden kopyalanamaz.