Görünen Dosya, Gösterilen Hikâye
Kamuoyuna sunulan hâliyle Epstein dosyası, ahlâkî bir çöküşün ve bireysel bir suçun hikâyesi gibi anlatıldı. Zengin bir adam, karanlık ilişkiler, istismar iddiaları ve sonunda bir hapishane ölümü. Manşetler, belgeseller ve haber dili bu çerçeveyi özenle korudu. Çünkü bu çerçeve, sorgulamayı değil, şaşkınlığı besliyordu.
Dosyanın merkezine yerleştirilen isim, Jeffrey Epstein, anlatının hem başlangıcı hem de bitişi olarak sunuldu. Böylece mesele bir kişiye indirgenmiş oldu. Oysa gerçek güç yapıları hiçbir zaman tek bir kişi üzerinden işlemez. Modern dünyada güç, ağlar üzerinden hareket eder; kişiler değişir, yapı kalır. Tek kişi anlatısı ise sistemin görünmez kalması için en güvenli yöntemdir.
Kamuoyuna verilen hikâye şuydu: “Bir sapkın yakalandı, adalet işledi, dosya kapandı.” Oysa bu hikâye, cevaplardan çok soruları bastırıyordu. Çünkü dosyanın anlatılan kısmı, anlatılmayan kısmın üzerini örtüyordu. Dosya konuşuluyor ama derinleşmiyordu. Tartışma büyüyor ama yön değiştirmiyordu.
İlk kırılma burada başlar. İnsan şunu fark etmeye başlar: Eğer bu dosya gerçekten adalet içinse, neden sürekli isim tartışmasına sıkıştırılıyor? Eğer bu dosya gerçekten bir temizlikse, neden zincir hiçbir zaman yukarı doğru ilerlemiyor? Neden yapı değil, yalnızca birey tartışılıyor?
Görünen dosya bir skandaldır. Gösterilen hikâye ise skandalın nasıl sunulduğudur.
Modern çağda bilgi gizlenerek değil, çoğu zaman kontrollü biçimde dolaşıma sokularak yönetilir. Tamamen saklanan bilgi, merak ve muhalefet üretir. Oysa seçilerek servis edilen bilgi, yönlendirilebilir bir algı üretir. Bu nedenle bazı dosyalar tümüyle kapatılmaz; belirli ölçüde açık bırakılır. Sürekli gündemde kalır, fakat hiçbir zaman tamamlanmaz.
Bu durum tesadüf değildir. Dosyanın kapanmaması, bazen dosyanın işlevini sürdürmesi anlamına gelir. Sürekli konuşulan ama hiçbir zaman sonuçlanmayan dosyalar, toplumda kalıcı bir belirsizlik üretir. Belirsizlik ise zamanla yorgunluğa dönüşür. Yorgunluk, sorgulama enerjisini azaltır.
Medya burada bir ayna gibi çalışmaz; daha çok bir perde gibidir. Ne kadar bakarsanız bakın, arkasını değil yalnızca size gösterileni görürsünüz. Dosya konuşuldukça, asıl mesele konuşulamaz hâle gelir. İsimler tartışılırken yapı unutulur. Ayrıntılar büyürken sistem görünmez olur.
Bu noktada önemli bir dönüşüm yaşanır. İlk günlerde öfke vardır. Sonra şaşkınlık yerini tartışmaya bırakır. Tartışma uzadıkça dikkat dağılır. Yeni gündemler gelir. Dosya tamamen unutulmaz; fakat etkisizleşir. Böylece kamu vicdanı hem tatmin edilmiş gibi hisseder hem de hiçbir gerçek hesaplaşma yaşanmaz.
Epstein dosyası bu açıdan yalnızca bir suç dosyası değildir. Aynı zamanda çağımızın bilgi yönetimi biçiminin bir örneğidir. Dosya, adaletin nasıl işlediğini değil; adaletin nasıl sunulduğunu gösterir.
Bir başka önemli nokta da şudur: Eğer mesele yalnızca ahlâk olsaydı, dosya bu kadar stratejik biçimde servis edilmezdi. Eğer mesele yalnızca bireysel suç olsaydı, tartışma yapısal düzleme hiç taşınmazdı. Fakat dosya, her seferinde kişisel çerçeveye geri çekildi. Böylece sistemsel tartışma eşiği aşılmadı.
Bu bölümün amacı bir hüküm vermek değildir. Ama bir soruyu diri tutmaktır: Bu dosyada eksik olan gerçekten bilgi midir, yoksa bilginin yönü mü?
Çünkü modern dünyada en büyük mesele çoğu zaman gerçeğin bilinmemesi değildir. Gerçeğin hangi çerçevede anlatıldığıdır. Çerçeve, sonucu belirler. Hikâye nasıl kurulursa, hafıza da o yönde şekillenir.
Bu dosya bize bir şey anlatıyor. Fakat anlattığından daha fazlasını susturuyor. Ve belki de asıl mesele tam olarak buradadır.
Yorum bırakın