Yirmi birinci yüzyılda savaş kavramı klasik cephe çatışmalarının ötesine geçmiştir.
Artık yalnızca iki ordunun karşı karşıya geldiği askeri tablolar değil; diplomasi, ekonomi, enerji ve medya alanlarında yürütülen çok katmanlı güç mücadeleleri söz konusudur.
Bu çerçevede İsrail merkezli güvenlik politikaları ile Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel rolü ve Rusya–Ukrayna savaşı birlikte değerlendirildiğinde, modern savaşın yeni karakteri daha net anlaşılmaktadır.
2022 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik askeri müdahalesi, uluslararası sistemde ciddi kırılmalara yol açtı.
Moskova yönetimi bu adımı güvenlik kaygıları ve NATO’nun genişleme politikalarıyla gerekçelendirdi.
Ukrayna ise bunu egemenliğe yönelik açık bir ihlal olarak tanımladı.
Batı dünyasının Ukrayna’ya verdiği askeri ve ekonomik destek ise savaşın yalnızca iki ülke arasında kalmadığını, küresel güç rekabetinin bir sahası hâline geldiğini gösterdi.
Benzer şekilde İsrail’in yürüttüğü askeri operasyonlar da yalnızca bölgesel bir güvenlik başlığı olarak değerlendirilememektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin sağladığı askeri teknoloji, mühimmat ve diplomatik destek, süreci uluslararası boyuta taşımaktadır.
Bu durum, modern savaşta doğrudan çatışan taraf kadar, destek sağlayan güçlerin de siyasi ve ahlaki sorumluluğunu gündeme getirmektedir.
Tarihsel olarak bu tablo yeni değildir. Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet, çoğu zaman doğrudan savaş yerine vekâlet çatışmaları üzerinden yürütülmüştür.
Kore, Vietnam ve Afganistan örnekleri, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya gelmeden nüfuz alanlarını genişletme stratejisini göstermektedir.
Bu noktada temel mesele, güvenlik ile meşruiyet arasındaki dengedir. Devletler güvenlik hakkına sahiptir; ancak bu hakkın kullanımı uluslararası hukukla ve sivillerin korunmasına yönelik evrensel ilkelerle sınırlıdır.
Ekonomik etkiler de savaşın ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar enerji piyasalarını derinden sarsmış, küresel enflasyon baskılarını artırmıştır.
Sonuç olarak hem Rusya–Ukrayna savaşı hem de İsrail merkezli askeri gerilimler, uluslararası sistemin kırılganlığını gözler önüne sermektedir.
Kalıcı çözüm; uluslararası hukuka bağlılıkta, diplomatik kanalların açık tutulmasında ve karşılıklı güvenin yeniden inşa edilmesinde yatmaktadır.
Savaşın kazananı olabilir ama hukukun kaybettiği bir dünyada kimse gerçekten kazanmış sayılmaz.
Yorum bırakın