Mahremiyeti Eğlenceye Çevirmek
• • •
Mahremiyet, insanın başkalarına kapattığı bir kapı değil; kişiliğini, ailesini ve onurunu koruyan görünmez bir sınırdır. Bu sınır çiğnendiğinde yalnızca bir görüntü paylaşılmış, bir sır açıklanmış veya bir konuşma ifşa edilmiş olmaz. İnsanın kendisine ait olanı belirleme hakkı elinden alınır. Bugün eğlence adına en kolay harcanan değerlerden biri tam da bu haktır.
Televizyon programları, sosyal medya hesapları ve kısa video platformları; insanların kavgalarını, gözyaşlarını, hastalıklarını, aile meselelerini ve en savunmasız anlarını seyirlik malzemeye dönüştürüyor. Bir annenin feryadı, bir çocuğun mahcubiyeti, bir eşin kırgınlığı ya da bir hastanın çaresizliği birkaç dakikalık içerik hâline getiriliyor. Ekranın karşısındaki kalabalık izliyor, yorumluyor, hüküm veriyor; fakat teşhir edilen kişinin içinde neyin yıkıldığını kimse sormuyor.
Mahremiyetin eğlenceye çevrilmesi, insanı bir şahsiyet olmaktan çıkarıp tüketilecek görüntüye indirger. Kişi artık adı, emeği ve hikâyesiyle değil; yaşadığı skandal, düştüğü hata veya yakalandığı zayıf anla anılır. Bir ömür boyunca kurduğu itibar, birkaç saniyelik kayıtla örselenebilir. Üstelik dijital dünya unutmaz. Silindiği sanılan görüntüler kopyalanır, yeniden paylaşılır ve yıllar sonra bile insanın karşısına çıkar.
Bu hoyratlığın en ağır bedelini çoğu zaman çocuklar ödüyor. Ağlayan, cezalandırılan, korkan veya mahcup olan çocukların görüntüleri beğeni uğruna yayımlanıyor. Çocuk neye razı olduğunu bilecek yaşta değildir; fakat onun yüzü, sesi ve özel hâlleri kalıcı bir dijital iz bırakır. Anne babanın paylaşma hevesi, çocuğun gelecekte duyacağı utancın önüne geçemez. Emanet olan bir hayat, takipçi kazanmak için sergilenemez.
Rıza kavramı da burada istismar ediliyor. Bir insanın kameranın önünde bulunması, her şeyinin yayımlanmasına razı olduğu anlamına gelmez. Bir sözü bağlamından koparmak, gizlice kayıt almak, özel yazışmayı paylaşmak veya zor durumdaki kişiye mikrofon uzatmak açık bir hak ihlalidir. “Kendisi söyledi”, “Herkes gördü” ya da “Zaten meşhur” demek, yapılanı meşru kılmaz. Kalabalığın merakı, hiç kimsenin mahremiyetinden üstün değildir.
Mahremiyet duygusu kaybolduğunda toplum, birbirini anlayan insanların yurdu olmaktan çıkar; birbirini gözetleyen, açık arayan ve teşhir fırsatı kollayan bir meydana dönüşür. İnsanlar samimi konuşmaktan, yardım istemekten ve hata yaptığını kabul etmekten korkar. Çünkü dertlerinin dinlenmeyeceğini, kullanılacağını düşünür. Güvenin olmadığı yerde dostluk gösteriye, aile ilişkileri savunmaya, insanlık ise soğuk bir mesafeye dönüşür.
Bu gidişi durdurmak için önce bakışımızı terbiye etmeliyiz. Her görülebilir şey paylaşılabilir değildir; her bilinen şey söylenemez; her kayıt yayımlanamaz. Bir içeriği paylaşmadan önce “Bu kişi benim yakınım olsaydı aynı şeyi yapar mıydım?” diye sormak gerekir. Bu soru, çoğu zaman vicdanın unuttuğu sınırı yeniden hatırlatır.
Yapımcılar, gazeteciler, içerik üreticileri ve izleyiciler aynı sorumluluğun içindedir. Reyting, tıklanma ve beğeni hiçbir insanın şerefini satın alamaz. Mahremiyeti korumak çağ dışılık değil, insan olmanın asgari şartıdır. Çünkü utanma duygusunu kaybeden yalnızca teşhir edilen kişi değildir; başkasının yarasını seyredip eğlenen toplum da kendi yüzünü kaybeder.
Bir evin içindeki tartışmayı milyonlara açmak, hakikati çoğaltmaz; yalnızca yaranın etrafını kalabalıklaştırır. İnsanların en mahcup anlarını alkışa sunmak, haber vermek değil, haysiyeti açık artırmaya çıkarmaktır. Bunun adı yayıncılık değil, ahlaki yağmadır.
Bir millet, evlerinin duvarlarını yükseltirken insanların özel alanlarını yıkıyorsa güvenli değildir. Her sırrı ifşa eden, her acıyı görüntüleyen ve her mahcubiyeti pazarlayan bir kültür sonunda kendi vicdanını da satışa çıkarır. Mahremiyetin olmadığı yerde hürriyet değil, savunmasızlık vardır. Başkasının hayatını seyirlik malzemeye çeviren kahkaha ise neşe değil; insan onurunun üstüne çekilmiş karanlık bir perdedir.
İbrahim ŞAHİN
İbrahimsahin.Blog
© İbrahim Şahin — Tüm hakları saklıdır. Bu eser İbrahim Şahin’e aittir. Eser, yazar adı ve kaynak açıkça belirtilmek şartıyla paylaşılabilir. Yazarın izni olmaksızın eser üzerinde değişiklik yapılamaz, başka bir kişi adına yayımlanamaz, sahiplenilemez veya ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım, intihal veya eserin başka bir kişi tarafından sahiplenilmesi hâlinde yasal haklara başvurma hakkı saklıdır.
Yorum bırakın