Kahkahanın Ardındaki Erozyon: Mizah, Medya ve Ahlaki Çözülme
Edepsizliği Mizah Diye Pazarlayan Ekran
Bugünün ekranları yalnızca görüntü göstermiyor; neyi normal, neyi ayıp, kimi güçlü, kimi gülünç sayacağımıza dair ölçüler de sunuyor. Tehlike, kötü söz ve davranışların açıkça savunulmasından çok, kahkahayla ambalajlanıp sevimli hâle getirilmesidir. Edepsizlik çoğu zaman kapıyı “edepsizlik” diye çalmaz; “eğlence”, “doğallık”, “samimiyet” ve “özgüven” adıyla içeri girer.
Bir karakter küfür ediyor, herkesi küçümsüyor, büyüklerine kaba davranıyor, aile mahremiyetini uluorta konuşuyor; fakat senaryo onu en zeki, en cesur ve en sevilen kişi olarak gösteriyor. Ölçülü konuşan, sadakati önemseyen, ailesine bağlı kalan kişi ise sıkıcı, ezik veya çağın gerisinde biri gibi sunuluyor. İzleyiciye açıkça nasihat verilmiyor; fakat kimin alkışlandığı, kimin küçümsendiği gösterilerek sessiz bir değer sıralaması yapılıyor.
Kahkaha Efektiyle Verilen İzin
Ekran, davranışı yalnızca göstermiyor; o davranışa nasıl tepki verileceğini de tarif ediyor. Kaba bir sözün ardından yükselen kahkaha, seyirciye “Burada gül, bunu fazla ciddiye alma” mesajı veriyor. Hakaret hazırcevaplık, arsızlık cesaret, mahremiyetsizlik açıklık, sadakatsizlik macera gibi sunulduğunda yanlışın üzerindeki ağırlık azalıyor. Montaj, müzik, alkış ve karakterin kazandığı itibar, seyirciye söylenmeyen bir hükmü fısıldıyor: “Bu davranış kabul edilebilir.”
Bir kez duyulan söz unutulabilir; fakat sürekli tekrarlanan dil kulağın eşiğini düşürür. Dün rahatsız eden ifade bugün tanıdık, yarın sıradan hâle gelir. Sonra aynı söz evde, okulda veya iş yerinde “şaka yaptım” denilerek kullanılır. Böylece ekrandaki replik, ekran kapandıktan sonra da yaşamaya devam eder.
Elbette her dizi, film veya komedi yapımını aynı kefeye koymak haksızlık olur. İnsanı incitmeden güldüren, aile hayatını küçümsemeden anlatan ve toplumun yanlışlarına zarafetle ayna tutan kıymetli işler de vardır. Mesele sanata ve mizaha karşı çıkmak değil; kabalığın senaryo, hakaretin zekâ, ölçüsüzlüğün cesaret ve edepsizliğin mizah diye pazarlanmasına itiraz etmektir.
Ekran Kapansa da Sahne Bitmiyor
Bir zamanlar bir sahne yayınlandığı saat içinde görülür ve büyük ölçüde orada kalırdı. Bugün ise birkaç saniyelik bir kesit, dizinin kendisinden daha uzun yaşayabiliyor. Sosyal medya hesapları, kısa videolar ve tekrar paylaşımlar en keskin repliği, en kaba hareketi ve en mahrem görüntüyü bağlamından koparıp defalarca dolaşıma sokuyor. İzlenme sayısı yükseldikçe aynı içerik daha çok kişiye ulaşıyor; ölçüsüzlük, kendi reklamını yapan bir döngüye dönüşüyor.
Böylece ekranın tesiri artık yalnızca akşam saatleriyle sınırlı kalmıyor. Aynı sahne sabah telefonda, öğle vakti bir mesaj grubunda, akşam başka bir hesapta yeniden karşımıza çıkıyor. Üstelik kısa kesitlerde olayın öncesi ve sonrası görünmediği için, geriye yalnızca çarpıcı söz ve kaba tavır kalıyor. İnsanlar karakterin yanlışını değil, o yanlışın en kolay taklit edilen cümlesini hatırlıyor.
Kötü Örneğin Ödüllendirilmesi
Asıl mesele yalnızca kötü davranışın gösterilmesi değildir; onun nasıl sonuçlandırıldığıdır. Kaba konuşan karakter sürekli dikkat çekiyor, çevresini susturuyor ve sahnenin galibi oluyorsa izleyiciye yanlış bir başarı modeli sunulur. Saygılı olan eziliyor, ölçülü olan suskun, sadık olan saf gösteriliyorsa, erdemler görünmez biçimde cezalandırılmış olur.
Gerçek hayatta ise sözün açtığı yara, aile içinde kırılan güven ve kaybolan mahremiyet bir kahkaha efektiyle ortadan kalkmaz. Ekran, davranışın bedelini gizleyip yalnızca “komik” tarafını büyüttüğünde hayatı eksik anlatır. Özellikle çocuklar ve gençler, uzun açıklamalardan önce gördükleri tavrı ve duydukları dili kolayca taklit edebilir. Bu nedenle rol model denilen şey yalnızca kahramanlık yapan kişi değildir; ekranda sürekli ödüllendirilen her karakter bir davranış örneğine dönüşebilir.
Rakamların Vicdanı Yoktur
Bugün birçok içerikte ölçü, “Ne söyledi?” sorusundan önce “Kaç kişi izledi?” sorusudur. Daha çok konuşulmak, paylaşılmak ve gündemde kalmak uğruna sınırlar zorlanıyor. Şaşırtmak için kabalaşmak, dikkat çekmek için mahremiyeti açmak, gündeme girmek için aileye veya kutsala dokunmak kolay bir yol hâline geliyor. Çünkü ölçülü söz emek ister; gürültü ise hemen dikkat çeker.
Fakat rakamlar yalnızca neyin izlendiğini gösterir; neyin doğru, güzel ve faydalı olduğunu göstermez. “İzleyici bunu istiyor” sözü de yapımcıyı, senaristi veya içerik üreticisini bütünüyle sorumluluktan kurtarmaz. İnsanların önüne sürekli ne konulursa zamanla talep de ona göre şekillenebilir. Medya yalnızca mevcut zevki takip etmez; hangi zevkin güçleneceğine de katkıda bulunur.
Aynı sorumluluk seyirciye de düşer. Beğenmek, paylaşmak ve yeniden dolaşıma sokmak yalnızca teknik bir hareket değildir; neyin çoğalacağına verilen bir oydur. Edepsizliği izlenme uğruna üreten kadar, onu sorgulamadan yayan da bu iklimin büyümesine katkı sunar. Ekran ne sunarsa kabul eden değil, neyi niçin izlediğini soran bir seyirciye ihtiyaç vardır.
Yasakçılık Değil, Ölçü ve Mesuliyet
Bu konu dile getirildiğinde hemen “yasakçılık” suçlaması yapılabiliyor. Oysa talep edilen, hayatın kusursuz gösterilmesi veya bütün mizahın tek biçime sokulması değildir. Toplumdaki yanlışlar elbette anlatılacak, aile içindeki problemler konuşulacak, ikiyüzlülük ve istismar eleştirilecektir. Fakat kötülüğü göstermek başka, onu cazip hâle getirmek başkadır. Bir yarayı anlatmak başka, o yarayı seyirlik eğlenceye çevirmek başkadır.
Sanatın gücü, her sınırı çiğnemesinde değil; sınırı aşmadan derinleşebilmesindedir. İnsanları küfürsüz de güldürmek, mahremiyeti teşhir etmeden de hayatın çelişkilerini göstermek, aileyi aşağılamadan da toplumsal eleştiri yapmak mümkündür. Hatta asıl ustalık budur. Kolay kahkaha için insanın haya duygusuna saldırmak marifet değil, fikrî yoksulluktur.
Edep, hayatı renksizleştiren bir duvar değildir; insan ilişkilerini koruyan görünmez bir huduttur. O hudut kalktığında özgürlük artmaz, kabalık yayılır. Ekran hayatın tamamı değildir; fakat hayatın içine sürekli konuşan güçlü bir misafirdir. Çocuklarımızın diline, gençlerimizin tavrına, aile içindeki hitap biçimine ve neyi normal saydığımıza tesir ediyorsa, ona “alt tarafı eğlence” diyemeyiz.
Çünkü ekran yalnızca neye güleceğimizi göstermiyor; neye utanmayacağımızı da öğretiyor.
Bir toplum, utanması gereken şeylerden utanmamaya başladığında, kahkaha yükselse bile vicdanın sesi kısılmaya başlar.
İbrahim ŞAHİN — İbrahimsahin.Blog
Yorum bırakın